711 yılında Tarık bin Ziyad komutasındaki Müslüman orduları İber yarımadasına geçtiğinde, Avrupa'nın bilim ve kültür tarihini kökten değiştirecek bir süreç başlıyordu. Sekiz asır boyunca Endülüs, İslam medeniyetinin Batı'daki en parlak yüzü oldu.
Kurtuba: Avrupa'nın Bilim Başkenti
10. yüzyılda Kurtuba (Córdoba), 500.000 nüfusu, 300 hamamı, 70 kütüphanesi ve 900 camisiyle Avrupa'nın en büyük ve en aydınlık şehriydi. Paris'in nüfusu henüz 30.000'i geçmemişken, Kurtuba'da yüzlerce sokak aydınlatılmış, kaldırımlı caddelere sahipti.
Halife II. Abdurrahman döneminde kurulan Kurtuba Büyük Kütüphanesi, 400.000'den fazla cilt barındırıyordu. Bu dönemde kitap, Avrupa'da neredeyse bulunmaz bir lüks iken Endülüs'te sıradan bir ev gereci gibiydi.
İbn Rüşd ve Filozoflar
İbn Rüşd (Averroes, 1126-1198), Aristoteles'in yorumlarıyla Avrupa felsefesini derinden etkiledi. Onun şerhleri Latince'ye çevrildi ve Ortaçağ Avrupa üniversitelerinin müfredatında zorunlu ders oldu. İbn Rüşd olmasaydı Avrupa Rönesansı bambaşka bir rota izlerdi.
İbn Tufeyl, İbn Bacce ve Yahudi düşünür Maimonides Endülüs'te yetişti. Bu coğrafya, farklı inanç ve geleneklerin aynı mekânda buluştuğu bir "Convivencia" (birlikte yaşam) medeniyetiydi.
Elhamra: Taş Üstüne İşlenen Dua
Granada'daki Elhamra Sarayı, İslam mimarisinin dünyaya bıraktığı en görkemli armağandır. "Yalnızca Allah Galip" (Lâ galib illallah) yazısıyla bezenmiş duvarları, geometrik süslemeleri ve su sesinin hiç kesilmediği avluları; bu sarayı ziyaret eden herkesin kalbinde iz bırakır.



