Bangkok’un Ratchathewi semtinde, Phetchaburi caddesinden ayrılan dar bir ara sokağın ucunda eski bir cami duruyor. Sabah ezanı okunduğunda, az ötedeki Budist tapınağının zil ve dua sesleri havada birbirine karışıyor. Sokaktan geçen kimse durup dönmüyor. Çünkü bu ses, yüz yılı aşkın süredir bu mahallede aynı saatlerde duyuluyor. Darul Aman Camii’nin avlusunda yirmi beş yıldır görev yapan İmam Manit Farooq, “Bir arada yaşamak, birbirine destek olmak demektir” diyor.
Tayland deyince çoğumuzun aklına altın kubbeli tapınaklar, pirinç tarlaları, plajlar gelir. Şehrin bu yüzünü pek az kişi bilir: tapınakların gölgesinde, dar bir sokağın ucunda ayakta duran bir cami. Oysa Bangkok’ta yaklaşık altı yüz bin kardeşimiz yaşıyor. Şehrin dört bir yanına dağılmış yüz doksan dört cami var.
Bu sayılar ilk bakışta küçük görünebilir. Ama bu mahallelere girdiğinde, rakamın anlatamadığı bir doku çıkar karşına. Kuşaktan kuşağa aktarılan bir komşuluk, bir caminin etrafına dizilmiş evler, esnafın birbirini tanıdığı bir sokak hayatı. Kardeşlerimiz burada dağınık değil. Mahalle mahalle kümelenmiş, her birinin merkezinde bir cami var.
Yüz elli yıllık bir cami
Darul Aman Camii’nin yaşı yaklaşık yüz elli. Bir zamanlar yalnızca namaz kılınan bir yer değildi; günlerce yol gelinen bir ilim yuvasıydı. İnsanlar uzak yerlerden buraya okumak için gelir, bir süre kalır, öğrendiklerini memleketlerine taşırdı. Bugün cami daha sessiz, ama avlusu hâlâ mahallenin kalbi. Akşam tezgâhlar kapanır, ezan vakti yaklaşır, çocuklar koşuşturur; bu avlu yine dolar.
İmam Manit yirmi beş yıldır bu caminin sorumlusu. Mahalleyi avucunun içi gibi biliyor. Bangkok’taki kardeşlerimizin çoğu, kuşaklar önce ülkenin başka yörelerinden buraya göç etmiş ailelerden geliyor. Bir nesil iş için, bir nesil okumak için, bir nesil yalnızca daha iyi bir hayat için bu sokağa yerleşmiş. Zamanla başka ülkelerden gelenler de katılmış; bugün aynı avluda namaza duranların arasında Taylandlı, Burmalı, Endonezyalı kardeşler var.
İmam bu manzarayı olağan karşılıyor. “Farklı ülkelerden gelen Müslümanların hayat tarzı birbirine çok benziyor,” diyor. “Üstelik Tayland çok kültürlü bir yer; hepimiz barış içinde bir arada yaşıyoruz.” Bu cümle, mahallenin uzun hikâyesini bir solukta özetliyor. Çünkü bu cami yüz elli yıl boyunca bir buluşma noktası oldu. Dilleri, mutfakları, gelenekleri farklı insanları aynı kıbleye döndürdü. Bir caminin etrafında kurulan hayat, insanları yalnızca ibadette değil, gündelik dertlerde de birbirine bağlıyor.
Bir avluda toplanmış üç ülke
Bu mahallede bir caminin avlusu, aslında bir dünya haritası gibi.
Yu-Thinzar adında Burmalı bir hanım, Bangkok’taki hayatı memleketindekiyle kıyaslayınca buradaki günleri çok daha rahat buluyor. Komşusunun dilini tam bilmese de, namaz vaktinde aynı safta durmak, aynı bayramı paylaşmak yabancılığı eritiyor.
Endonezyalı bir üniversite öğrencisi olan Andy binlerce kilometre uzaktan gelmiş, ama mahallede kendini yabancı hissetmiyor. Yalnız bir sıkıntısı var: helal yemek bulmak Endonezya’daki kadar kolay değil. Dünyanın en kalabalık Müslüman ülkesinden gelen biri için, her köşede helal tezgâh bulamamak alışılacak bir durum. Yine de mahalle esnafı bu konuda birbirine yol gösteriyor. Hangi tezgâh güvenilir, hangi lokanta helal işliyor; bilgi ağızdan ağıza dolaşıyor. Küçük ama değerli bir dayanışma bu: bir mahallenin sofrasını birlikte kurması.
Mahallenin en yaşlılarından Somsak ise altmış sekiz yaşında, doğma büyüme Taylandlı bir Müslüman. Bir ömür boyu kimliğini taşırken hiçbir engelle karşılaşmadığını söylüyor; ne nüfus cüzdanı alırken ne de pasaport çıkarırken. Kimi zaman önyargılı bir bakışla karşılaştığında da tartışmaya girmiyor. “Bazı insanlar hâlâ Müslümanlara karşı önyargılı,” diyor, “ama ben onlarla tartışmıyorum.” Gürültüye değil sabra yaslanan bir bilgelik bu.
Çift isimli insanlar
Bu mahallenin en sıcak detaylarından biri, insanların iki adı olması. Birçok kardeşimizin resmî bir Tayland adı var — okulda, nüfus kaydında, pasaportta o ad yazılı. Bir de Müslüman adları var; evde, camide, dua ederken, birbirine seslenirken o adı kullanıyorlar.
Bir kişi gün boyu Supha olarak işine gidiyor, akşam camide Sara oluyor. İki isim, iki dünya değil; aynı insanın iki yüzü. İlk bakışta yabancı görünebilir, ama özünde tanıdık bir his var bunda. Bir yanın doğduğun ülkeye ait, bir yanın da inancına, geniş bir aileye. Bu mahallede insanlar iki yanı çatıştırmadan, yan yana taşımayı öğrenmiş.
Ezan ile çan arasında
Bangkok’ta dört yüz elliyi aşkın Budist tapınağı var. Camiler bu tapınakların arasında, kimi zaman duvar dibinde, kimi zaman tam karşısında ayakta duruyor. Günde beş vakit okunan ezan ile tapınaklardan yükselen dua ve çan sesleri aynı havayı paylaşıyor. Böyle iç içe bir hayatta küçük gerginlikler hiç çıkmıyor değil. Bazen biri rahatsız oluyor, sesini yükseltiyor.
İmam Manit’in bu meselelere bakışı, kavgayı değil komşuluğu öne çıkarıyor. Ona göre çözüm her zaman aynı yerden geçiyor: konuşmaktan. “Bir arada yaşadığında iletişim kurmak zorundasın,” diyor. Bir mahalle ancak birbirini dinleyenlerle ayakta kalıyor. İmam, Tayland’daki bu hâli sevecen bir hayretle anlatıyor: “Burada bütün kültürler, bütün dinler birbirinden apayrı; yine de mutlu mutlu bir arada yaşıyoruz.”
Bu, kolay kazanılmış bir denge değil. Yüz elli yıl boyunca aynı sokakta, farklı seslerin birbirine alışmasıyla kuruldu. Sabah ezanı çanla karışırken kimsenin irkilmemesi, aslında uzun bir komşuluğun sessiz mührü.
İstanbul’a selam
Akşam ezanı yaklaşırken Phetchaburi’nin dar sokağında tezgâhlar birer birer toplanıyor. Esnaf parasını sayıyor, sonra önündeki seccadeyi seriyor. Çocuklar caminin avlusuna doğru koşuyor. Burmalı, Endonezyalı, Taylandlı kardeşlerimiz aynı safta omuz omuza duruyor — çift isimli, çok renkli, ama tek niyetli.
İmam Manit’in cümlesi bu mahallenin özeti gibi: birbirine destek olmak. Uzaktan bakınca Bangkok’un bu köşesi küçük, sıkışık, sıradan görünür. İçine girdiğinde ise dünyanın dört bir yanından gelmiş insanların bir avluda nasıl bir aile olduğunu görürsün. Buradan İstanbul’daki kardeşlerimize de aynı selam gidiyor: uzak görünen coğrafyalar, bir cami avlusunda hiç de uzak değil.