Bangladeş’in Tangail bölgesinde, Jhinai nehrinin sakin kıyısında, South Pathalia adında küçük bir köy var. Yıllar önce buranın çiftçilerinden Rafiqul Islam, ata yadigarı toprağının beş dönümünü bir niyete bağışladı: köyüne bir cami. Cebinde işin tamamını döndürecek para yoktu; yalnızca bir hayal ve mütevazı bir başlangıç vardı.

O başlangıç yirmi bin dolardı. Rafiqul, kendi adıyla anılan bir bağış sandığı kurdu ve kapısını köylülere, yoldan geçenlere, hayrına ortak olmak isteyen herkese açtı. Para küçük küçük geldi. Bir çiftçinin avucundaki bozukluk, bir hayırseverin gönderdiği havale, bir komşunun “benden de bu kadar” deyip bıraktığı zarf — hepsi aynı sandıkta birikti.

Elden ele bir hayal

Türk okur bu hikayeyi tanır. Anadolu’nun hangi köyüne gitseniz, minaresi imeceyle dikilmiş, kerestesi sırayla taşınmış, harcı el birliğiyle karılmış bir cami çıkar karşınıza. South Pathalia’da olan da bundan başkası değil. Bir kişinin niyeti kıvılcımdı; onu büyüten, bir köyün ortak emeği oldu.

Yıllar süren bu el birliğiyle sandıktaki yirmi bin dolar, on üç milyon dolara ulaştı. Bu eser tek bir bağışçının, tek bir kurumun değil, adı sanı geçmeyen yüzlerce elin işiydi. Kimi bir dönemin hasadını verdi, kimi bir aylık kazancını. Caminin her kubbesinde, görünmeyen bir ortaklık var.

Nehir kıyısında yükselen eser

Ortaya çıkan yapı, görenleri durduruyor. Tam iki yüz bir kubbe, gökyüzünü bir tespih gibi dolduruyor. Ortadaki büyük kubbe yirmi dört metreye, çevresindekiler on üç metreye yükseliyor. Caminin minaresi yüz kırk metreyle öyle uzun ki, o günlerde kayıtlara dünyanın en yüksek beton minaresi olarak geçti. İçeride otuz bin kişi aynı anda saf tutabiliyor.

Mimari, bu coğrafyanın asırlık Babür geleneğinden besleniyor: yumuşak kemerler, ince işçilik, doğal ışığı içeri alan açık cepheler. Duvarlara ayetler işlenmiş. Ama caminin asıl güzelliği, taşında değil hikâyesinde saklı. Çünkü burası bittiğinde de durmuyor.

Cami bitince başlayan hayır

Rafiqul’un rüyası yalnız bir cami değildi. Planda, caminin yanına bir yetimhane var — kimsesi olmayan çocuklara bir yuva. Bir huzurevi var — ömrünün akşamına gelmiş kardeşlerimize sıcak bir kapı. Bir de hayır hastanesi düşünülüyor, kadınlar için. Yani bu köy, taştan bir mabet dikmekle yetinmiyor; etrafına insanı kucaklayan bir hayır halkası örüyor.

İşin güzel yanı, bu hikâyenin sonu yok. Bir cami yıkılana kadar her secdesi, her ezanı, içinde okunan her ayet bir kapı gibi açık kalır. Yanına bir yetimhane, bir hastane eklendiğinde o kapı daha da genişler. Bir köyün bir araya gelip diktiği bu eser, kim bilir kaç kuşağa, kaç çocuğa, kaç yorgun yolcuya dokunacak.

Rafiqul Islam, bütün bu yolculuğu sade bir cümleyle özetliyor: yirmi bin dolarla başladığı bir rüyaydı. Bugün bayram günleri, o nehir kıyısına on binlerce ziyaretçi geliyor; kimi namaza, kimi yalnızca bir köyün neyi başarabildiğini görmeye.


Kaynak: About Islam