Blackburn’de Bangor Sokağı’ndaki toplum merkezinin salonu, akşam saatlerinde ağzına kadar dolmuştu. Tezgahların arasında dolaşan aileler, bir yanda el yapımı süslere bakıyor, bir yanda yemek kokularını takip ediyordu; çocuklar ayrı bir köşede boya kalemlerine dalmıştı. İngiltere’nin kuzeyindeki bu sanayi kasabası, ilk Ramazan çarşısına kavuşuyordu.

Fikir, Kuzey Afrika’nın o tıklım tıklım pazarlarından geliyordu — ailelerin Ramazan’ı bekledikleri, alışverişin neşeyle karıştığı o açık çarşılardan. Rise and Serve adlı gönüllü grup, aynı havayı bir İngiliz kasabasına taşımak istedi. Souk, yani çarşı, herkese açık ve ücretsizdi. Elliyi aşkın tezgah kuruldu: yemek, el işi, hediyelik. Bir kenarda çocuklar için kreş, bir başka köşede boyama ve el sanatları vardı — anne babalar rahat dolaşsın, küçükler sıkılmasın diye düşünülmüştü.

Aileleriyle gelenlerden biri, “Bu kadar çok tezgah görmek çok güzeldi,” diyordu. “Hatta yer yer fazla bile kalabalıklaştı. Çocuklara aktivite olması harikaydı.” Bir başkası kreşi ve el sanatları köşesini övüyordu; küçükler çabuk sıkılır, oraları onlara nefes oluyordu.

Şenliğin bir de sessiz tarafı vardı. Girişe, kasabadan küçük bir kızın fotoğrafı asılmıştı; tatil için gittiği sahilde kaybolan, ardından arama çalışmaları sürdürülen bir çocuğun. Gelenlerden, ailesine destek için gönüllerinden koparabildikleri kadarını bırakmaları rica edildi. Çarşının neşesi, bir aileyi yalnız bırakmama kaygısıyla yan yana duruyordu.

Bütün bunların arkasında, aylarca süren bir hazırlık vardı. Planlamadan o akşamki son tezgaha kadar işin yükünü taşıyan Tahmeda Qamar ve onun yanında duran gönüllüler, satıcılar, komşular — hepsi tek tek elini taşın altına koymuştu. Düzenleyenler akşamı şöyle anlatıyordu: “İnsanların bir araya gelip Ramazan’ın ruhunu kutladığını görmek gerçekten çok özeldi.”

Bangor Sokağı’nda kurulan o bir günlük çarşı bugün toplandı; ama bıraktığı his, bir sonraki Ramazan’a kadar mahalleyle birlikte kaldı.