Mexico City’nin taraftar bölgesinde, forma renkleriyle dolan bir meydanda bir gönüllü, yoldan geçen kalabalığa küçük plastik bir top uzatıyor. Top elden ele geçerken üstündeki tek bir İspanyolca cümle görünüyor: “¿Cuál es tu meta?” — Hedefin ne? Hem sahadaki galibiyeti hem hayattaki yönü aynı anda soran bu küçük oyunun arkasında Meksika doğumlu kardeşimiz, davetçi Nahela Morales duruyor.
Morales, WhyIslam adlı kuruluşun İslam’ı insanlara anlatma çalışmalarını yürüten gönüllülerinden biri. Bunu bir görev olarak tarif ediyor: “Bu, Allah’ın bize verdiği, Peygamberimizin öğretisiyle gelen bir emir.” Onun için bir turnuva kalabalığı tesadüfen seçilmiş bir yer değil. İnsanlar tatilde, tribünde, bir maç bekleyişinde her zamankinden daha açık oluyor; yabancıyla göz göze gelmekten çekinmiyor, birkaç dakikalık bir sohbete vakit ayırabiliyor.
Bu onun ilk büyük turnuvası da değil. 2014’te Brezilya’da oynanan Dünya Kupası’nda da benzer bir ekiple sahadaydı; üç hafta boyunca favelalarda gıda dağıtan bir yardım çalışmasının içindeydi. O günlerden aklında kalan, ekibin arabasını kullanan Don Carlos’un sözleriydi. Adam haftalarca ekibi izlemiş, kimseye bir şey söylemeden gördüklerini kendi içinde tartmış, sonunda gelip şunu demişti: “Bu kadar uzaktan gelip halkımı doyurdunuz, ben de sizin izinizden gitmek istiyorum.” Kervan Brezilya’dan ayrılmadan önce Carlos kendi kararını verip Müslüman olmuştu.
Brezilya’da yabancı bir topraktaydı, tanımadığı bir dilin ve sokağın içindeydi. Meksika’da ise sokaklar kendi sokakları, dil kendi dili, kalabalık kendi halkı. On iki yıl sonra aynı sahne bu kez kendi memleketinde tekrarlandı — bu sefer yabancı olan Morales değildi, İslam’dı.
Ekip, Mexico City’nin taraftar meydanlarında, turistik bölgelerinde ve şehrin kalabalık noktalarında İspanyolca Kur’an mealleri, bilgilendirici broşürler, tişörtler ve o küçük “hedefin ne” toplarını dağıttı. Kürsüden konuşma yok, çadırda bekleme yok — ekip doğrudan kalabalığın içine karışıyor, biriyle göz göze gelince durup birkaç kelime ediyor. Top bu yüzden işe yarıyor: kimseyi köşeye sıkıştırmadan elden ele geçen, oyunun kendisi kadar hafif bir soru.
Bir gün bindiği Uber’de Morales şoförüne bambaşka, çok sade bir soru sordu: “Hiç Meksikalı bir Müslümanla tanıştın mı?” Şoförün cevabı kısaydı: “Hayır.” Aradan başka bir açıklama gelmedi, gelmesine de gerek yoktu. Bu kısacık cevap, projenin neden var olduğunu aslında tek başına özetliyordu — bu ülkede çoğu insan hayatında hiç bir Müslümanla yüz yüze gelmemişti. Mesele önce ikna etmek değildi; mesele önce görünür olmaktı.
Bir başka gün, uçuşunu beklerken havalimanında bir temizlikçiyle konuştu. Adam önce elindeki Kur’an mealini almak istemedi, sadece broşürleri kabul etti. Morales oradan ayrılınca yanındaki bir başka gönüllü sohbeti sürdürdü; bekleme salonunun gürültüsü ve anons sesleri arasında konuşma uzadıkça uzadı, iki saatten üç buçuk saate çıktı. Ne Uber’deki soruda ne havalimanındaki sohbette bir ısrar vardı — ikisinde de ortak olan tek şey zamandı, sabırla ayrılan zaman. Adam havalimanından ayrılmadan önce kendi kararını verdi, Müslüman oldu.
Morales’in sosyal medya sayfasında üç yüzden fazla mesaj birikti. Kimi soru soruyor, kimi teşekkür ediyor, kimi sadece merak ediyor — hiçbiri zorlanarak yazılmış bir mesaj değil. Morales bu işin amacını uzatmadan anlatıyor: “Bu yılki hedefimiz aslında sahici sohbetler kurmak.” Dünya Kupası Temmuz ortasında perdesini kapadı, stadyumlar boşaldı, forma renkleri sokaklardan çekildi, taraftarlar evlerine döndü. Ama elden ele dağılan o küçük toplar hâlâ birilerinin cebinde, çekmecesinde ya da arabasının torpido gözünde duruyor olmalı. Üzerlerindeki soru hâlâ aynı, turnuva bittikten çok sonra bile: hedefin ne?