Gece yarısı, telefonun ışığı yüzüne vururken bir kez daha aynı şeyi yaptığını fark eden biri vardır. Sabah verdiği sözü akşam tutamamış, “bir daha yok” dediği şeye yine dönmüştür. Ve o anda içeride bir ses yükselir: “Sen zaten tövbe etmiştin. Yine yaptın. Hangi yüzle döneceksin?”

Bu ses tanıdık. Çoğumuz onu duyduğumuz an kapıdan uzaklaşırız — sanki dönmek için önce kusursuz olmamız gerekirmiş gibi. Oysa o sesin anlattığı şey, kapının kapandığı değil. Tam tersine, açık bir kapının önünde durduğumuzun ta kendisi.

Bir ismin içindeki davet

Allah’ın güzel isimlerinden biri Et-Tevvâb. Çoğu zaman “tövbeleri çok kabul eden” diye çevrilir, ama bu çeviri ismin içindeki hareketi tam taşımaz. Kelimenin kökü “dönmek” anlamına gelir — ve buradaki dönüş tek yönlü değildir.

Et-Tevvâb’ın iki yüzü var. Birincisi çoğu kez gözden kaçar: Allah, kuluna döner. Hem de defalarca. Bir yanlışın ardından içine düşen o pişmanlık, hayatına girip seni iyiye çağıran bir dost, bir alışkanlıktan vazgeçiren bir zorluk anı — bunların hepsi aslında bir davet. Sen daha dönmeyi düşünmeden, dönmenin yolu önüne seriliyor. İkinci yüzü ise tanıdık olan: kul döndüğünde Allah o dönüşü kabul eder.

Yani Et-Tevvâb yalnızca “kapıyı açık tutan” değil. Kapıya seni çağıran, hatta yolu kolaylaştıran. Hz. Âdem ile Havvâ yasak ağaçtan yediklerinde önce derin bir pişmanlık duydular; ardından nasıl tövbe edeceklerini de onlara öğreten yine bu rahmet oldu. “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik” sözünü dudaklarına koyan, affı bekleyen taraftı. Dönüşün hem çağrısı hem cevabı aynı kaynaktan geliyordu.

Tek seferlik bir muhasebe değil

Tövbeyi bir defaya mahsus büyük bir hesaplaşma gibi düşünmek, çoğu kişinin en büyük yanılgısı. Bu yanılgı şöyle işler: bir kere tövbe edersin, sonra aynı hataya düşersen “demek ki olmadı” der, kendini kapı dışında sayarsın.

Ama Et-Tevvâb’ın anlattığı dönüş bir an değil, bir ilişki. Hayat boyu süren, gidilip gelinen bir yol. Peygamber’in — günahtan korunmuş olduğu halde — günde yüzden fazla istiğfar etmesi bunu anlatır. Eğer dönüş tek seferlik olsaydı, en arınmış kalbin böyle sürekli dönmesinin anlamı olmazdı. Demek ki dönmek bir kusurun itirafı değil, bir yakınlığın hali.

Buradaki incelik şu: Allah’a dönmek, gücendirdiğimiz bir insana dönmeye benzemiyor. İnsan özrümüzü kabul etse bile içinde bir kırgınlık tutabilir, “kaçıncı kez” diye sayabilir, sabrı tükenebilir. Et-Tevvâb böyle muamele etmiyor. Sayı tutmuyor, bıkmıyor, şansını kısmıyor. Her dönüşte yeniden, sevgiyle açılıyor. Kur’an’ın haber verdiğine göre Et-Tevvâb ismi çoğunlukla Er-Rahîm ile yan yana geçer — yani dönüşün karşısında bekleyen, kuru bir kabul değil, kucaklayan bir merhamet.

Dönen kapıyı bulamayan için

Bunu en çok, dönecek mecali kalmadığını sanan biri duymalı. Peygamber, çölde bütün azığı devesinin üzerindeyken uykuya dalan ve uyandığında devesini yitirmiş bulan bir adamın hikayesini anlatır. Adam her şeyini kaybettiğine, artık öleceğine emindir. Çaresizlikten yine uykuya dalar, bir daha uyandığında devesi başında durmaktadır. O sevinci anlatacak söz yoktur.

İşte hikayenin asıl söylediği yer burası: Allah, bir kulu kendisine döndüğünde, o adamın devesini bulduğunda duyduğu sevinçten daha büyük bir sevinç duyar. Dönüş bir lütuf dilenmek değil; karşılığında sevinçle karşılanmaktır.

Bu, her dönüşün sonrasını anında kolaylaştıracağı anlamına gelmiyor elbette. Bazen dönersin ama imtihan sürer — çünkü çoğu zaman insan tam o imtihanın içinde büyür, sağlamlaşır. Kapının açık olması, yolun pürüzsüz olacağı sözü değil. Ama bir şeyin sözüdür: nereye kadar uzaklaşırsan uzaklaş, ne kadar zaman geçerse geçsin, döndüğünde seni reddedecek bir yüz yok orada.

Bir adım yeter

Pratikte bu nereden tutulur? Genellikle çok küçük bir yerden. Dille bir istiğfar; içten gelen “ya Rabbi, beni bağışla” cümlesi. Sonra ısrar eden bir alışkanlığı seçip onun üzerinde yavaşça çalışmak. Gerekirse yalnız taşımamak, birinden destek istemek. Günü beş vaktin etrafına dizmek — dönüşe sabit bir çapa kurmak gibi.

“Tövbe ettim ama yine yaptım” cümlesini kuran herkes aslında o kapının tam önünde duruyor. O cümle bir başarısızlık raporu değil; bir kalbin hâlâ dönmek istediğinin işareti. Et-Tevvâb’ın anlattığı da bu: dönmek isteyen biri kaldıysa, kapı zaten açılmış demektir.

Belki de en doğrusu, o gece yarısı yükselen sesin tersini fısıldamak: “Yine geldim.” Ve bilmek ki bu “yine”, kapıyı kapatan değil — onu her seferinde yeniden aralayan kelimedir.