Mississauga’nın merkezinde, şehrin en büyük hastanesinin ana koridorunda akşam ezanı vakti yaklaştığında sessiz bir hareketlilik başlıyor. Doktorlar önlüklerini çıkarmıyor, hemşireler koşturmayı bırakmıyor; ama bir köşede kurulan sofraya birer birer, parça parça ilerliyorlar. Şehrin her beş sakininden biri Müslüman — hastane koridoru da bunu biliyor artık.
Kanada’da Ramazan, büyük çoğunluk toplumunun Ramazanı değildir. Oruç tutan insan sokakta fark edilmiyor; ezanı duymak için bir yerlere yakın olman gerekiyor; sabah erkenden sahura kalkıldığında şehir uykuda. Dini ay, çevrenin değil, insanın içinde yaşıyor. Ve belki tam da bu yüzden, Kanada’daki Müslüman kardeşlerimiz Ramazanı yalnız tutmuyor: sofrayı dışarı taşıyor, kapıyı açıyor, komşuyu, hastane yöneticisini, milletvekilini davet ediyor.
Tanışmak için yaratıldık
Hucurât suresinin on üçüncü ayeti şöyle diyor: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ile bir kadından yarattık; sonra birbirinizle tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık.”
Tanışmak için — korkuşmak için değil, uzak kalmak için değil.
Azınlık olarak yaşamanın ağırlıklı gündemini devlet prosedürleri, kimlik mücadeleleri, savunmacı anlatılar oluşturabilir. Ama Ramazan bu gündemi bir ay boyunca kenara bırakmaya davet ediyor. İftar sofrası kısa bir an için mesafeyi kapatıyor: karşı taraf belge okumayı bırakıyor, masanın bu tarafı anlatmak yerine paylaşmaya geçiyor. Bir hurma, bir bardak su, belki üç cümle sohbet. Tanışmanın özü bu kadar sade.
Hastane koridoru
Mississauga’da ISNA Kanada ile Trillium Sağlık Ortakları’nın birlikte düzenlediği yıllık iftar bu tanışmanın en somut örneklerinden biri. Hastanenin toplantı salonu dekore ediliyor; masa başında hastane yöneticileri ile topluluk önderleri, hekimler ile hastane din görevlileri yan yana oturuyor.
Mississauga’nın her beş sakininden birine yakını Müslüman — yaklaşık yüz yirmi bin kişi. Bu oran hastane bekleme salonlarında, koridorlarda, personel odalarında görünür. Ameliyat öncesi dua eden hasta, bağımlı olduğu tıbbi müdahale sırasında aile varlığını manevi destek olarak hisseden bir yakın — bunlar sağlık kurumunun karşılaştığı, ama çoğu zaman tam anlayamadığı gerçekler.
İftar bu boşluğu kapatmaya çalışıyor: sofrada konuşulan konu da bu — inancın sağaltımın ayrılmaz bir parçası olduğu, tanının ötesinde insanı gören bir yaklaşım. Hastane yöneticisi, kendi servisinde hangi hastanın ameliyat öncesi nasıl bir iç dünyayla o masaya geldiğini biraz daha anlayarak kalkıyor yerinden.
Parlamento salonu
Ottawa’daki iftar farklı bir çevreye kapı açıyor. Kanada Müslüman Kamu İşleri Konseyi’nin parlamentoda düzenlediği bu buluşmada farklı partilerden milletvekilleri, senatörler ve hükümet personeli bir araya geliyor.
Sahnenin dikkat çeken yanı sofranın kendisi değil, oturma düzeni: siyasi rakipler, politika masasında hiç konuşamadıkları saatlerce gündem dışı sohbet ediyor. Seçim bölgesi, oy davranışı, yasa taslağı — bunların hiçbiri sofraya gelmiyor. Onun yerine ayak üstü bir iki cümle, kısa bir selamlama, belki bir soru.
Savunuculuk her zaman tutumlar üzerinden yürür: “Bu konuda nerede duruyorsunuz?” Ama Ramazan sofrası bu soruyu bir süreliğine askıya alıyor. Ortak bir sahneyi paylaşmak — aynı vakitte orucu açmak, aynı masada oturmak — üzerinde anlaşılamayan şeylerden önce ortak insanlığı hatırlatıyor. Medine döneminde peygamber kabileler ve inanç toplulukları arasında ilişkiler kurdu; iftar sofraları bu geleneğin küçük bir yankısı.
Belediye bahçesi
Brampton’da belediye başkanı her yıl iftar sofrasına oturuyor. On yılı aşkın süredir Müslüman topluluklarla oruç tutmanın onurunu dile getiriyor; şehir konseyi üyeleri, güvenlik birimleri ve din önderleri bir araya geliyor.
Bu buluşmanın ayrı bir katmanı var: Ramazan ışıkları. Lise öğrencilerinden bir grup “Ramazan Mübarek” yazısını şehir meydanlarına taşımış; Toronto, Ottawa ve Mississauga’ya da aynı ışıklar uzanmış. Küçük bir jest. Ama sokaklardan geçerken kendi inancının şehirde görünür olduğunu gören bir genç için o görünürlüğün anlamı başka.
Bir oturma odası
Dördüncü sahne en küçük, en sade olanı.
Bir arkadaşın evinde, evcil bir iftar. Davetlilerin gelir payı şiddet gören kadın ve çocuklara destek veren Nisa Vakfı’na aktarılıyor. O gece bazı hikayeler anlatılıyor: hayatını yeniden kurmaya çalışan kadınlar, güvenli bir çevre bulmuş çocuklar.
İftar burada başka bir şeye dönüşüyor. Toplulukların güçlü imgesi sorunu olmayan, kusursuz birliktelik içinde yaşayan bir yapı değildir onlar. Ortak kırılganlıklar var, ortak yükler var. Ama aynı inanç bu yüklere kayıtsız kalamaz diyor. “Hiçbiriniz gerçek anlamda iman etmiş sayılmaz — ta ki kendi için istediğini kardeşi için de istemedikçe.” Oturma odasındaki sofra bu cümlenin pratiğe dökülmesidir.
Azınlık olmanın sesi
Kanada’da Müslüman olmak, her yıl Ramazan’ı çevreniz fark etmeden yaşamak anlamına gelebilir. Ya da Ramazan’ı bir açılma fırsatına dönüştürmek anlamına.
Kardeşlerimiz Kanada’da ikinci yolu seçiyor. Hastane, parlamento, belediye, oturma odası — dört farklı mekan, dört farklı çevre, ama aynı ruh. Sofra kuruluyor, kapı açılıyor, gelenler oturuyor. Tanışmak bu kadar somut bir şeyden başlıyor.
Ayetin dediği tam da bu değil mi: “Tanışasınız diye.”