Son sınıf. Mezuniyete birkaç ay var ve önünde kocaman bir soru duruyor: hangi yola sapsan? Aklının bir köşesinde daha sessiz bir soru daha var. Bu işi yaparsam para kazanırım, peki Rabbime de yaklaşır mıyım? Çok kişi bu ikinci soruyu utanıp bastırır. Oysa cevabı, seçeceğin mesleğin türünde değil, ona ne niyetle gittiğinde gizli.

ABD’de yaşayan genç bir avukat tam bu sorunun etrafında bir yazı yazdı. Hukuk eğitimini bir adım öteye taşıyıp dini ilimleri de okumaya başlamış. Mesleğine karar vermeden önce çevresindeki tecrübeli isimlere danışmış. Beklediği cevap “şu alan daha kârlı” olur sanmış. Ama aldığı tavsiye başka çıkmış. Gözünü uzaktaki büyük davalara dikme, etrafındaki insanların gündelik dertlerine bak. Asıl ihtiyaç orada.

”İyilik yapmak istiyorum” tek başına yetmiyor

İşte bu, ilk bakışta küçük görünen ama her meslek için geçerli bir ders. Genç biri mesleğini seçerken çoğu zaman “topluma faydalı olmak istiyorum” der, hem de içtenlikle der. Ama o avukatın dürüst itirafı şu: bu niyet güzel, lakin tek başına bir çıpa değil. Çünkü hiçbir mesleğin günlük hâli filmlerdeki kadar parlak değil. Hekimliğin gündelik yüzü de yorucu, mühendisliğin de tekrara dayalı, öğretmenliğin de çoğu zaman görünmez. Zorlandığın gün — ki o gün mutlaka gelir — “iyilik yapmak istemiştim” cümlesi seni ayakta tutmaya yetmiyor.

Onu ayakta tutan, daha derin bir bağ. Yaptığın işin hesabını yalnız patronuna değil, Rabbine de vereceğini bilmek. O zaman sabah işe gitmek ücret almak için bir mecburiyet olmaktan çıkıyor. Küçük, sessiz bir kulluğa dönüşebiliyor. Mesele mesleğin adında değil. Aynı masa, aynı reçete, aynı ders planı — niyetin değişince başka bir şey oluyor.

Her iş bir emanet olabilir

Burada gencin kafasındaki yaygın bir yanlışı da dağıtmak gerekiyor. Çoğu kişi “Allah’a yaklaşmak istiyorsan imam ol, hoca ol” diye düşünür. Sanki kulluk yalnız caminin içinde olur, dışarısı boş zaman. Oysa o avukatın anlattığı şey tam tersi. Bir nikah sözleşmesini düzgün hazırlamak, bir miras anlaşmazlığında haksızlığı önlemek, bir aileyi mahkeme kapısında yalnız bırakmamak — bunların hepsi, doğru niyetle, insanın hakkını korumak demek.

Bunu kendi mesleğine kolayca taşıyabilirsin. Bir mühendis, çürük yapmamaya, insan canını riske atmamaya niyet ettiğinde sıradan bir hesabı emanete çeviriyor. Bir hekim, hastasını bir vaka değil bir insan olarak gördüğünde poliklinik gününü başka bir şeye dönüştürüyor. Bir öğretmen, bir çocuğun ömrüne dokunduğunu hatırladığında ders zili çalan bir saat olmaktan çıkıyor. Hangi mesleği seçersen seç, onu değerli kılan diplomanın asıldığı çerçeve değil, sabah o işe ne niyetle gittiğin.

Niyeti hayatta tutmanın yolları

Peki bu niyet, ilk heyecan geçince nasıl ayakta kalır? O avukatın kendi tecrübesinden çıkan birkaç sade fikir var. Hepsi her meslek için işe yarıyor.

Birincisi, üç beş yıl ötesini düşünmek. Sadece “diplomayı alayım” değil. Bu işi yaparken ilmimi, ailemi, hayatımı nasıl bir arada tutarım sorusunu bugünden sormak. İkincisi, mesleki bilgiyle birlikte dinini de öğrenmeye erken başlamak. İşin doğrusunu ve yanlışını bilmeden o işin içine girmek, insanı yarı kör bırakıyor. Üçüncüsü, yalnız yürümemek. Aynı dertleri taşıyan kardeşlerle yan yana durmak, bir hocaya, akıl danışacak bir büyüğe yakın olmak. Yalnızlık niyeti aşındırıyor, kardeşlik onu canlı tutuyor.

Bu, kimsenin “şu üç adımda dindar bir genç ol” reçetesi değil. Sadece, işini severek ve anlamla yapmak isteyen bir gencin elindeki birkaç tutamak.

Küçük bir niyet, koca bir fark

Belki de en güzel tarafı şu: bu niyet için mesleğini değiştirmen, hayatını alt üst etmen gerekmiyor. Şu an okuduğun bölüm, ileride oturacağın masa, gireceğin atölye ya da sınıf — hepsi olduğu gibi kalabilir. Değişen tek şey, içine koyduğun şey.

O genç avukat eğitimine devam ederken hâlâ aynı işi yapıyor: sözleşmeler, anlaşmazlıklar, insanların gündelik dertleri. Ama artık o dosyaların her birine farklı bir gözle bakıyor. Sen de mezuniyetten sonra hangi kapıdan girersen gir, o kapının eşiğinde kendine küçük bir soru sorabilirsin: “Bunu kimin için yapıyorum?” Cevabı doğru bulduğun gün, en sıradan iş günün bile bambaşka bir şeye dönüşüyor.