Belki sende de var: bir gün yazacağın o kitap, çekeceğin o film, kuracağın o şey. Aklının bir köşesinde duruyor, “şimdi değil, sonra” diyorsun. Sonra yıllar geçiyor. Shifa Saltagi Safadi’nin hayali tam yirmi yıl o köşede bekledi.

Hikayenin başı Ohio’nun küçük bir kasabasında geçer. Shifa on yaşındadır, başörtüsünü ilk kez takmıştır. Bir gün yoldan geçerken yabancı biri arabadan ona bağırır, ülkesine dönmesini söyler, ağzından bir hakaret savurur. Eve gelir, yorganın altına saklanır ve bir şiir yazar — İslam’ın aslında ne güzel bir din olduğunu anlatan bir şiir. Kasabanın belediye başkanı bunu duyar ve onu bir kilisede düzenlenen bir buluşmaya, şiiri yüksek sesle okumaya davet eder. O an Shifa kalemin ne yapabileceğini ilk kez görür: birkaç satır, insanların ona bakışını değiştirmiştir. O gün yazar olmaya karar verir.

Sonra hayat araya girer. İngiliz edebiyatı okur, öğretmen olur, anne olur. Yazma hayali rafa kalkar. Yirmi yıl boyunca o şiirdeki kararı hatırlamadan yaşar.

Rafı yeniden açan an

Dönüş, çocuklarına kitap ararken gelir. Bir kitapçıda, rafların arasında ilk kez bir Müslüman çocuk kitabı görür — bir Ramazan hikayesi. Müslümanların kötü adam olarak değil, sıcak ve gerçek insanlar olarak anlatıldığı bir kitap. Gözleri dolar. O an içinden geçen cümle, içinde bir hikaye taşıyan herkese tanıdık gelecek:

“Kimliğimi rafta görmek bana neyin mümkün olduğunu gösterdi — Müslüman olmanın anlatmaya değer bir hikaye olduğunu.”

O rafın önünde başlayan yolculuk beş yıl sürer. Sonunda ilk kitabı çıkar: Kareem Between. Kitap 2024’te ABD’de prestijli bir ödül kazanır. Yirmi yıl önce yorganın altında yazılan o şiir, sonunda kapağı olan bir esere dönüşmüştür.

Shifa şimdi aynı yolun başındaki gençlere bir harita çıkarıyor. Hayat koçu edasıyla “üç adımda yazar ol” demiyor; kendi düştüğü çukurları, kendi öğrendiklerini anlatıyor. İçinde bir hikaye olan herkesin işine yarayacak birkaç başlık var orada.

Yola çıkarken

Besmeleyle başla. İlk soru “ne yazacağım” değil, “kimin için yazıyorum” olmalı. Niyetini sağlam kur. Çünkü yola çıkınca redler gelecek, kapılar kapanacak; seni ayakta tutan şey o niyet olacak. Karakterinin nereye gittiğini, hikayenin kalbinin ne olduğunu yazmadan önce bilmek, metnin akışını korur.

Cesur ol. Shifa’nın en sert uyarısı bu: “Bir yazarın yapabileceği en kötü şey, hikayeyi korkudan yazmaktır.” Başkaları yanlış anlar diye, eleştirilirim diye kendini kısarsan metin de cılız çıkar, okur da kafası karışık kalır. “Allah’a güven ve cesurca yaz,” diyor.

Gerçek ol. Arapça kelimeleri, dini terimleri her seferinde dipnotla açıklama telaşına düşme. Karakterin namaz kılıyorsa kılsın, “inşallah” diyorsa desin — doğallıkla. Okurun bir fantastik romanda uydurma bir dünyanın kurallarını nasıl öğreniyorsa, senin gerçek kültürünü ve dilini de öyle öğrenir. Shifa’ya göre okurun en çok değer verdiği şey samimiyet.

Zanaatı öğren. İlk taslak hiçbir zaman basıma hazır değildir. Yazarlık üzerine kitaplar oku, podcast dinle, kendi türünde çok okuyan biri ol. Shifa’nın ilk iki denemesi bilgisayarından hiç çıkmadı; üçüncüsü ödül aldı. Sabır ve tekrar işin doğasında var.

Araştır ve çevreni kur. Yayıncılık dünyasının yollarını öğren, sahte vaatler veren yayıncıları tanı. Senin yazmak istediğine benzer kitaplar yazmış yazarları bul; sosyal medyadan, ölçülü ve hazırlıklı sorularla onlara ulaş. Vaktine saygı göster. Bu yol yalnız yürünmüyor — tanıdık eller bulmak işi kolaylaştırıyor.

İçine danış. Büyük bir karar vereceğin zaman istihareye yat, bolca dua et. “Yayıncılık zorlu bir dünya olabilir,” diyor Shifa, “kendine alan tanı, ama gerektiğinde sesini de yükselt.” Sözlerin sana ait; rahatsız olduğun bir durumda kibarca itiraz etmekten çekinme.

Bütün bu maddelerin altında tek bir şey var aslında: ertelediğin o iş, belki de korktuğun kadar uzak değil. Shifa yirmi yıl bekledi, sonra bir kitapçı rafının önünde durdu ve “neden ben değil” dedi. Yola çıkmadan önce kendine sorabileceğin soru da bu: senin rafta görmek istediğin hikaye hangisi, ve onu senden başka kim yazacak?