Osaka’nın Nishinari semtinde, bir zamanlar günlük işçilerin tek gecelik yataklarla doldurduğu Kamagasaki sokaklarında şimdi başka bir hayat kuruluyor. Küçük bir caminin kapısından her gün Endonezyalı, Malezyalı, Bangladeşli, Pakistanlı kardeşlerimiz giriyor. Caminin adı Masjid İstiklal — Endonezyaca “bağımsızlık” demek.
Kamagasaki’nin hikayesi aslında yorgunluğun hikayesidir. Japonya’nın savaş sonrası büyüme yıllarında bu sokaklar inşaatlarda, limanlarda çalışacak günlük işçileri barındırdı. Ucuz pansiyonlar, tek gecelik yataklar, sabaha karşı iş bulma umuduyla bekleyen adamlar — Kamagasaki uzun yıllar bu görüntüyle anıldı. O kuşak yaşlandı, azaldı. Ama aynı dar sokaklarda şimdi yeni bir aile kök salıyor — bu sefer dünyanın farklı köşelerinden gelen, ama aynı secdeye eğilen kardeşler.
Eski pansiyonların bulunduğu sokaklarda şimdi başka tabelalar var: bir bakkalın camında Endonezyaca bir ilan, bir başka dükkanda Bengalce yazılmış bir menü. Kamagasaki’nin eski sakinleri ile yeni gelen kardeşlerimiz aynı mahallede, birbirinin varlığından çoğu zaman habersiz, yan yana yaşıyor. Ama Masjid İstiklal’in kapısından girenler için bu sokak artık sadece geçmişin ağırlığını taşımıyor; yeni bir hayatın da başlangıç noktası oluyor.
Bir avlu, dört ülke
Masjid İstiklal’in içinde bir cumartesi öğleden sonrasını hayal edin: bir köşede çocuklar Kur’an dersinde, öğretmenin sesini tekrarlıyor; hemen yanı başında aynı çocuklar okul ödevlerini açmış, Japonca yazıyor. İki dünya, tek avlu. Cemaatin bir kısmı fabrikada, bir kısmı inşaatta, bir kısmı küçük işletmelerde çalışıyor — ama cuma günü hepsi aynı safta buluşuyor.
Cami bu aile için sadece ibadet yeri değil. Nikah kıyılıyor, gelin kağıdını imzalarken damat yüzüğü takıyor; yaşlı eller yeni doğan bebekleri kucaklıyor. Farklı dilden, farklı pasaporttan insanlar burada tek bir cemaat oluyor. “Müminler ancak kardeştirler” sözü, bu avluda bir kitap sayfasında değil, günlük hayatın içinde yaşanıyor.
Dil çoğu yerde bir engeldir ama burada öyle kalmıyor. Endonezyaca konuşan bir anne, Bengalce konuşan komşusuna gülümseyerek çay uzatıyor. Aynı namazı kılmak, aynı sureyi ezbere bilmek, aynı Cuma hutbesini dinlemek, kelimelerin yetmediği yerde ortak bir dil kuruyor. Kamagasaki’nin dar sokaklarında bu, küçük ama gerçek bir mucize.
Bir mahallenin sessiz büyümesi
Japonya deyince ilk akla gelen şey pek cami olmaz. Ama son yıllarda ülkede yaşayan yabancıların sayısı üç buçuk milyona yaklaştı. Fabrikalarda, tarlalarda, bakım evlerinde çalışmaya gelen kardeşlerimizin çoğu da bu insanların arasında. Osaka gibi büyük şehirlerin kenar mahallelerinde, kimsenin fazla dikkat etmediği sokaklarda küçük mescitler bu insanların ilk durağı oluyor. Masjid İstiklal de böyle doğdu — birbirine ihtiyaç duyan kardeşlerin kendi elleriyle bir araya gelmesiyle.
Kamagasaki’de zaman farklı akar. Sabah namazından sonra cemaatin bir kısmı işe dağılır, akşam yine aynı avluda toplanır. Aralarında Japonca öğrenmeye çalışan yeni gelmişler var, yıllardır burada yaşayıp artık şehri kendi mahallesi gibi bilenler var. Kimi hafta sonu çocuğuna Kur’an okumayı öğretiyor, kimi cemaatin yaşlılarına çay ikram ediyor. Küçük bir mekân ama içinde bir köyün bütün ritmi var.
Deprem ve pandemi, aynı refleks
2011’de Doğu Japonya’yı sarsan büyük deprem sonrası Masjid İstiklal kapılarını sonuna kadar açtı. Helal yemek dağıtıldı, dua edecek bir alan sağlandı, yatacak yer olmayanlara yatak verildi. Kimseye “sen buralı mısın” diye sorulmadı.
Yıllar sonra pandemi geldiğinde aynı refleks tekrar devreye girdi. Gelirini kaybeden aileler için gıda paketleri hazırlandı. Dilini bilmedikleri için aşı randevusu alamayan kardeşlerimize yardım edildi; kağıtları dolduruldu, randevuları ayarlandı. Bütün bunları cemaat kendi imkanlarıyla, kendi elleriyle ördü. Bir zorluğun ardından bir kolaylık geldiğinde, o kolaylığın nereden geldiği bazen tam da böyle küçük bir caminin duvarları arasında saklı kalıyor.
Minami’nin hikayesi
Bu cemaatin içinde büyüyen en küçük hikayelerden biri bir bebeğe ait. Adı Minami — Japoncada “güney” demek. Osaka’nın güneyinde doğduğu için bu adı almış. Babası diplomat olduğu için aile yakında başka bir şehre, belki başka bir ülkeye taşınacak. Ama annesi bu ayrılığı bir cümleyle özetliyor: “Burada doğdu. Bu da onun bir parçası.”
O cümle aslında bütün mahallenin hikayesini taşıyor. Kamagasaki’den geçen herkes bir gün başka bir yere gidecek. Ama burada geçirdikleri zaman, kurdukları dostluklar, birlikte tuttukları oruçlar, birlikte kıldıkları namazlar bir yere gitmiyor — insanın içinde kalıyor.
Kimi zaman bir cenaze namazı kılınıyor bu avluda, kimi zaman bir doğumun sevinci paylaşılıyor, kimi zaman sadece bir cuma hutbesi dinleniyor. Masjid İstiklal, bu mahallede yaşanan her şeyin sahnesi oluyor. Ne kadar küçük olursa olsun, bir caminin bir aileyi nasıl ayakta tuttuğunu görmek için uzağa gitmeye gerek yok; Kamagasaki’nin dar sokaklarına bakmak yeterli.
Masjid İstiklal’in avlusunda bugün de aynı sahne tekrarlanıyor: bir çocuk Kur’an okuyor, bir anne mutfakta yemek hazırlıyor, yaşlı bir amca yeni gelen bir aileye yol tarif ediyor. Kimi burada sadece birkaç ay kalacak, kimi yıllarını burada geçirecek. Ama hepsi için bu küçük avlu, gurbetin ortasında bir nefes alma yeri.
Uzaktan bakınca Kamagasaki hâlâ eski günlerinin gölgesinde bir sokak gibi görünebilir. Ama o dar sokağın ortasındaki caminin kapısını aralayan biri, orada tam tersini bulur: dünyanın dört bir köşesinden gelen kardeşleri aynı çatı altında toplayan, birbirine kefil olan, birbirinin derdine ortak olan bir aile. Küçük bir cami, büyük bir dünyanın hikayesini anlatıyor — ve kimse burada yalnız değil.