Bir hadis kitabı açtığında, adını kaç kez gördüğünü saymaya çalış: “İmam Buhârî rivayet ediyor…” Bu ad, İslam ilim geleneğinin belki de en tanıdık sesidir. Ve o ses, bugün Orta Asya’nın ortasında, Özbekistan’ın topraklarında yankılanmaya devam ediyor.

Semerkand ve Buhara — bu iki şehrin adını duyan bir Müslüman için tarih birden somutlaşır. Bunlar soyut coğrafyalar değil; ilim, irfan ve kardeşliğin yüzyıllar boyunca yoğrulduğu mekânlar.

Buhârî’nin İzi

İmam Muhammed el-Buhârî, Sahîh-i Buhârî’nin derleyicisidir. İslam âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre bu eser, Kur’an’dan sonra en güvenilir kitap. İmam Buhârî, dokuzuncu yüzyılda Buhara’da doğdu, hayatını hadis ilimine adadı ve Semerkand’a yakın bir köyde vefat etti.

Türbesi bugün Semerkand yakınında duruyor. Yüzyıllar boyunca ziyaretçi çekti; ama son yıllarda bu ziyaret bir ivme kazandı. Özbekistan, İmam Buhârî Külliyesi’ni büyük bir projeyle genişletiyor. On bin kişilik yeni bir cami ve dört adet yetmiş beş metrelik minare inşaat halinde; yapı son süsleme aşamasına geldi.

Bu minareler tamamlandığında Orta Asya’nın ufkunu değiştirecek. Ama asıl önemli olan fiziksel büyüklük değil. Asıl önemli olan, asırlar önce burada yazılan satırların hâlâ okunuyor olması.

Mâtürîdî ve Nakşbend

Özbekistan’ın ilim mirası Buhârî ile sınırlı değil.

Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Sünni kelam ilminin iki büyük imamından biri. Semerkand’da doğdu, ömrü boyunca burada yaşadı ve öğretti. Mâtürîdiyye ekolü, Türk-İslam geleneğinde Hanefiliğin yanında, itikadın omurgasını oluşturdu. Bugün Özbekistan, Mâtürîdî Külliyesi’ni restore ediyor — bu mekân da bir ilim hac noktasına dönüşüyor.

Buhara ise başka bir büyük isimle anılır: Bahâeddin Nakşbend. On dördüncü yüzyılda yaşayan bu büyük âlim, Nakşibendiyye tarikatının piridir. Nakşibendiyye; Anadolu’dan Orta Asya’ya, Hindistan’dan Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada yüzyıllarca derin izler bıraktı. Bahâeddin Nakşbend’in türbesi Buhara’da duruyor ve kapsamlı bir restorasyon sürecinden geçiyor.

Bu iki isim ayrı ayrı düşünülebilir; ama Özbekistan’da bunları bir arada görünce anlaşılıyor: bu topraklar sadece bir coğrafya değil, İslam düşünce tarihinin çekirdeği.

ICESCO ve “İslam Dünyasının Kültür Başkenti”

27 Mayıs 2025’te Semerkand, İslam dünyası eğitim, bilim ve kültür örgütü ICESCO tarafından “İslam dünyasının kültür başkenti” ilan edildi.

Bu unvan sembolik değil. ICESCO’nun tanıması, şehrin mirasını görünür kılmak ve ziyaret turizmini canlandırmak için atılan somut adımların bir parçası. “İmam Buhârî” adlı çok dilli bir televizyon kanalı açıldı; “Tabarruk Ziyorat” adlı platform ise yedi dilde 260 ziyaret yeri bilgisi sunuyor.

Bu adımlar, Özbekistan’ın yalnızca kendi tarihini değil, tüm ümmetin ortak mirasını nasıl sahiplendiğini gösteriyor.

Semerkand ve Buhara’ya Giden Kardeşlerimiz

Son yıllarda Türkiye’den ve dünyanın farklı köşelerinden Semerkand ile Buhara’ya giden ziyaretçi sayısı belirgin biçimde artıyor. Bu yolculuğu yapanlar sadece turist değil; bir kısmı âlimlerin izinden yürümek için geliyor, bir kısmı türbelerde dua etmek için.

Türklerle Özbekler arasında derin bir akrabalık var. Dil yakınlığı, ortak tarih, ortak inanç. Buhara sokaklarında Türkçe konuşmak hiç garip gelmiyor; zaten bu topraklarda konuşulan dil, yüzyıllar boyunca Türkçenin farklı lehçelerinden beslenmiş.

Kardeşlerimiz bu şehirleri geziyor, eski medreselerin koridorlarında yürüyor, Registan Meydanı’nın karşısında duraksıyor. Bir Müslüman için bu yürüyüş, tarih turu değil — köklerine dönüş.

Yıkım mı, Diriliş mi?

Sovyet döneminde bu şehirler ağır bir baskıya maruz kaldı. Camiler kapatıldı, medreseler boşaltıldı, âlimlerin eserleri yasaklandı. Yüzyıllık ilim geleneği bir nesil içinde görünmez kılınmaya çalışıldı.

Ama yüzyıllar öncesinden gelen bir miras, on, yirmi, yetmiş yılla silinemiyor. Sovyetlerin çekilmesiyle birlikte bu topraklarda bir dirilme başladı. Türbeler yeniden açıldı. Medreseler öğrenci almaya başladı. İnsanlar camilere döndü.

Bugün Semerkand ve Buhara’daki onarım projeleri, bu dirilmenin taşa ve çiniyle yazılmış biçimi. On bin kişilik caminin minareleri göğe yükselirken, asırlarca susturulmak istenen bir sesi yeniden duyuruyorlar.

Her zorluktan sonra bir kolaylık gelir — bunu İslam tarihinden pek çok noktada görmek mümkün. Özbekistan bu gerçeğin yaşayan örneklerinden biri.

Asırlar Geçer, İsimler Kalır

Buhârî’nin hadis külliyatı, dokuzuncu yüzyıldan bu yana okunuyor. Nakşbend’in nefesi, yüzyıllar sonra hâlâ hissediliyor. Mâtürîdî’nin kelam kitapları hâlâ ders müfredatında.

Bu isimlerin hepsi, bir zamanlar bu topraklarda oturmuş, düşünmüş, yazmış, öğretmiş insanlar. Artık aramızda değiller; ama bıraktıkları, bizi hâlâ besliyor.

Semerkand ve Buhara’ya gidince, ya da bu şehirlerden gelen bir kardeşimizle konuşunca, o isimlerin ne kadar yakın olduğunu hissediyorsun. Çünkü miras, müzede duran bir nesne değil — yaşanmaya devam eden bir hatıra.

Kaynak: APP (Associated Press of Pakistan); ABNA; ICESCO duyuruları.