Putra Camii’nin pembe granit avlusunda bir grup Japon turist yavaşladı. Önlerine üniformalı bir bekçi çıktı, onlara Japonca seslendi. Turistlerden biri durdu, arkadaşına bir şey fısıldadı; ikisi de gülümsedi.
Bu, kardeşimiz Mohamad Khairul Azhar Mohd Razali’nin her gün yaşadığı anlardan biri.
Kelantan’dan Putrajaya’ya
Khairul, Malezya’nın kuzeyindeki Kelantan eyaletinde büyüdü. Onun anadili Kelantan lehçesiydi; başka bir dil öğrenmek için de fazla neden yoktu. Komşular aynı dili konuşuyor, mahalle aynı dili anlıyordu. Dünyanın geri kalanı uzak görünüyordu.
Ama hayat onu başkente taşıdı. Putrajaya’ya vardığında, etrafındaki konuşmaları anlamakta zorlandı. Bu defa sorun yabancı bir dil değildi; kendi ülkesinin resmî diliydi. Küçük bir utanç, büyük bir fırsat oldu.
Teslim olmak yerine öğrenmeye karar verdi. Üç ay içinde Bahasa Malaysia’yı konuşmaya başladı. Bu ona temel bir şey öğretti: dil öğrenmek sabır isteyen ama herkesin yapabileceği bir işti. Yeteneğe değil, kararlılığa bağlıydı.
Putra Camii’nde göreve başlayınca yabancı ziyaretçilerle karşılaşması kaçınılmazdı. Dünyanın dört bir yanından kardeşlerimiz ve diğer ziyaretçiler bu camiye geliyor: Çinli, Japon, Koreli, Vietnamlı, İranlı, Taylı, Filipinli. Khairul, insanların kendi dilinde bir selamlamayla karşılaştıklarında yüzlerinin nasıl açıldığını fark etti.
Defterdeki Kelimeler
Yöntemi basitti. Ziyaretçilerden kendi dillerindeki basit ifadeleri ona öğretmelerini istedi. “Bunu nasıl söylersiniz?” diye sordu; karşısındaki anlattı, o yazdı. Her gün cebindeki deftere yeni kelimeler ekledi. Vardiyalar arasında, mola saatlerinde tekrar etti. Yüksek sesle, sessizce, yalnız başına.
Sınıf yoktu. Ders kitabı yoktu. Sadece bir defter, camiye gelen ziyaretçiler ve tekrar eden pratik.
“Anlamadığım kelimeleri ya da ifadeleri tekrar tekrar pratik ettim,” dedi Khairul. “Kısa süre içinde basit kelimeleri anlamaya başladım.”
Hata yapmaktan çekinmediğini de anlattı. Aksine, yanlış kelime kullanmak onun için öğrenmenin parçasıydı: “Yanlış kelime kullansan bile, insanlar sana doğru çeviriyi yapıyor.” Bir hatanın ardından gelen düzeltme, bazen en kalıcı ders oluyordu.
Yıllar içinde öğrendiği dil sayısı çoğaldı: Mandarin, Japonca, Korece, Vietnamca, Farsça, Tay dili, İngilizce. Buna Bahasa Malaysia da eklenince sekiz dil. Her biri bir ziyaretçinin yüzüyle, bir defterdeki kelimeyle, bir vardiya arasındaki pratikle başlamıştı.
Putra Camii’nin ziyaretçilerinin çoğu Güneydoğu Asya’dan geliyordu: Endonezya, Güney Kore, Japonya, Vietnam. Khairul bunu erken fark etmişti. Her yeni ziyaretçi grubu, öğrenilecek yeni bir dile işaret ediyordu. Defter de buna göre doluyordu.
On iki saatlik vardiyalar bitmek bilmiyordu, yorgunluk da. Ama bunu engel saymadı. “On iki saatlik mesainin yorgunluğu bile beni kendimi geliştirmekten alıkoymuyor,” dedi.
Şimdi Filipince
Şu an Khairul yeni bir dil üzerinde çalışıyor: Filipince. Nedeni yine aynı: Müslüman Mindanao’dan gelen ziyaretçiler. Filipin’in güneyindeki bu kardeşlerimiz Putra Camii’ne geldiğinde, onları ana dillerinde karşılayabilmek istiyor. Onlar da bu camiye geliyor, onlar da aşina bir ses arıyor. Khairul de onlara aşina ses olmak istiyor.
Bu onun için bir terfi hesabı değil. Üniformalı bir bekçinin makamını değiştirmek için de değil. Sadece karşısına çıkan kişiyle, onun dilinde, gerçekten anlaşabilmek için. Selamın kalpten geldiğini hissettirmek için.
Putra Camii’nin geniş avlusunda her gün bu buluşma tekrarlanıyor. Koreli bir ziyaretçi Korece bir selamlama duyduğunda duraksıyor. İranlı bir kardeşimiz Farsça bir teşekkür aldığında gülümsüyor. Bir Vietnamlı turist şaşkınlıkla arkasına dönüyor.
Ve Khairul defterine bir sonraki dili işlemeye devam ediyor.
Putrajaya, Malezya’nın idari başkentidir. Putra Camii 1999 yılında tamamlanmış, 15.000 kişi kapasiteli gül rengi kubbesiyle bu şehrin simgesi olmuştur.