Racasthan’da, Ecmir Şerif ile Kişangarh arasında kalan Untada köyünde, mescidin merdivenlerinden her gece geç saatte ayak sesleri yükseliyor. Elinde kitapla yukarı çıkan gençler üst kattaki salona giriyor. Kimi devlet sınavına hazırlanıyor, kimi lise bitirme sınavına.
Bu salon üç yıl önce yoktu. Köy öğretmeni Muhammed İkbal, bir toplantıda ortaya attığı basit bir fikirle başlattı: mescidin kullanılmayan üst katı, köyün gençlerine bir çalışma odası olabilir. Fikri tek başına duyurmadı — çay ocaklarında oturan komşularına, cuma sonrası mescit avlusunda sohbet edenlere, köy toplantılarına gelen herkese tek tek anlattı.
Karşılığında büyük bir bağışçı çıkmadı. Beş yüz rupi veren de oldu, beş bin rupi veren de. Toplamda iki yüz elli bin rupiye ulaşan bu küçük katkılar bir salona dönüştü: kitap rafı, masa, sandalye, internet bağlantısı. Mescit cemaati kira istemedi. Salon baştan sona köyün ortak emeğiyle ayakta durdu.
Untada, büyük şehirlerin uzağında bir yer. En yakın kütüphane, en yakın dershane saatlerce mesafede. Bu köyde bir gencin sınava hazırlanması demek, ya evin gürültüsüne razı olmak ya da yolculuğa katlanmaktı. Mescidin üst katı bu ikisinin arasında üçüncü bir seçenek oldu.
Otuz Dört Kişilik Bir Umut
Bugün salon otuz dört kişiyi alıyor, on sekiz genç düzenli geliyor. Kapısı yirmi dört saat açık. Gece yarısı ders çalışmak isteyen bir genç de sabah erken kalkan biri de içeri girebiliyor. Aylık katkı payı sembolik: lise sınavına hazırlananlar yüz rupi, devlet sınavına hazırlananlar iki yüz rupi ödüyor. Ailesi zor durumda olan öğrenciden ise para alınmıyor.
Raflarda genel kültür kitapları, sınav hazırlık kaynakları ve kişisel gelişim yayınları yan yana duruyor. Köyde her evde internet yok. Salon bu yüzden sadece sessiz bir çalışma odası değil, gençlerin kaynağa ulaştığı tek yer.
Köyde on iki kişilik bir yönetim kurulu var — aralarında doktorlar, öğretmenler ve köyün ileri gelenleri. Yönetim kurulunun başındaki isim Muhammed Şafi; iki doktor da hazine ve sekreterlik görevini üstlenmiş. Ama işin başlangıcı hep aynı isme dönüyor: bir öğretmenin, kendi köyünün gençleri için “bir yer olsun” demesi.
Salonun küçük bir başarı hikayesi de var. Burada çalışan bir genç, geçtiğimiz aylarda devlet kadrosunda bir iş kazandı. Köyde bu haber hızla yayıldı. Kütüphaneye gelenlerin sayısı o günden sonra arttı. Untada’nın bin iki yüz haneli mahallesinde artık herkes o gencin adını biliyor.
Untada’nın hikayesi büyük bir kurumun değil, küçük katkıların toplamı. Beş yüz rupilik bir bağış, kendi başına bir şey değiştirmez; ama otuz kişinin beş yüz rupisi bir salon açar, bir salon otuz genci sınav masasına oturtur. Kimse bu işin karşılığında övgü beklemedi — mescidin cemaati salonu kirasız verirken, “zaten bizim gençlerimiz için” dedi.
Şimdi köyde yeni bir gelişme var: bir hayırsever köylü, kütüphanenin büyümesi için iki yüz metrekarelik bir arsa bağışladı. Yönetim kurulu resmi bir vakıf kaydı sonrası burada yeni bir bina, belki bir dijital sınıf kurmayı planlıyor. Küçük bir fikir, üç yılda bir salon oldu; şimdi bir arsa oldu.
Bu genişleme kimseye dayatılmadı. Köy, bir salonun işe yaradığını görünce bir sonraki adımı kendiliğinden istedi. Yönetim kurulu şimdi çevrimiçi dersler ve daha geniş bir dijital kütüphane konuşuyor. Hepsi aynı köyün kendi kararıyla.
Muhammed İkbal’in üç yıl önce çay ocağında anlattığı fikir bugün hâlâ aynı sadelikte duruyor: “Bu köyün çocukları da bir yere ihtiyaç duyuyordu, biz sadece o yeri açtık.”