Perdenin aralığından odaya sabah ışığı düşüyor. Gözlerin henüz tam açılmadan elin komodindeki telefona uzanıyor. Ekranda biri aynaya bakıp “bugün güçlüyüm, bugün yeterliyim” diyor. Daha yataktan kalkmadın ama güne ilk cümleyi çoktan başka birinden aldın.
Bu cümleleri küçümsemeye gerek yok. Sabah kalkıp olumlu cümleler tekrarlamanın altında gerçek bir ihtiyaç var: güne güzel bir şey söyleyerek başlamak çok insani.
Kur’an’da ve sünnette geçen üç dua aynı ihtiyaca başka bir yerden cevap veriyor. Olumlamada kendine dönüp “ben güçlüyüm” diyorsun. Zikirde ise cümle seni aşıp Allah’a uzanıyor: razıyım, kalbimi sabit tut, O bize yeter. Yön değişince cümlenin ağırlığı da değişiyor.
Önce razı olmak
İlk dua bir iddia değil, bir razı oluş: “Radîtü billâhi rabben ve bi’l-İslâmi dînen ve bi-Muhammedin nebiyyen.” Rabbim olarak Allah’tan, dinim olarak İslam’dan, peygamberim olarak Muhammed’den razıyım, demek bu. Bir rivayette bunu sabah akşam söyleyen Müslüman için Allah’ın kıyamet günü onu razı edeceğine dair bir söz verdiği bildiriliyor. Yani gün aynı cümleyle açılıyor, aynı cümleyle kapanıyor.
Bu cümlenin hoş yanı, güçlü hissetmeyi şart koşmaması. Aynanın karşısında kurduğun cümle, o sabah kendine ne kadar inandığına bağlı. Razı oluşun dayanağı ise senin ruh halin değil. Yorgun olabilirsin; her hükmün, her sınavın hikmetini kavramamış olabilirsin. Yine de razı olduğunu söyleyebilirsin. Günün içinde hüzün de geliyor, sevinç de. Bu cümle ikisini de yok saymıyor, yalnız yanına bir “razıyım” koyuyor.
Duayı akılda tutmak için onu her gün yaptığın bir işe, mesela kahve paketini açtığın ana bağlayabilirsin. El o işe uzandığında dil de kendiliğinden o cümleye gider. Önemli olan, her tekrarda dilin söylediğini kalbin de kastetmesi. Alışkanlık anlamın üstünü örtmesin.
Kalbin yerinde durması
İkinci dua kısa; Peygamber’in sık sık söylediği aktarılıyor: “Yâ mukallibe’l-kulûb, sebbit kalbî alâ dînik.” Ey kalpleri çeviren, kalbimi dinin üzerinde sabit tut.
Rivayette asıl dikkat çeken, ardından gelen soru. Enes, sana ve getirdiğine iman ettik, yine de bizim için endişe ediyor musun diye soruyor. Peygamber “evet” diyor; kalpleri dilediği gibi çeviren Allah’tır. Enes’in bunu sorabilmesi de, cevabın bu kadar açık olması da rahatlatıcı: kalbinin yerinde durup durmayacağını merak etmek utanılacak bir şey değil.
Bu yüzden ikinci dua güne yardım isteyerek başlıyor. Bazı sabahlar içinde bir sağlamlıkla kalkıyorsun, gün ilerledikçe o sağlamlık gevşiyor. Kalbinin o gün nerelere yöneleceğini bilmiyorsun; bunu kabul edip sabit kalmasını baştan istiyorsun.
Üst üste kötü günler geldiğinde insan “bu hayat hep böyle mi” diye düşünebilir. Dua bu düşünceyi susturmuyor. Düşünce yerinde dururken bile “kalbimi sabit tut” cümlesi ağzından çıkabiliyor.
Sonucu bırakmak
Üçüncü dua tevekkül duası: “Hasbünallâhü ve ni’me’l-vekîl.” Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. Bugünkü dersin de, öğleden sonraki görüşmenin de nasıl biteceği tamamen senin elinde değil. Her şeyi kontrol etme çabasını bırakıp elinden geleni yaptıktan sonra sonucu O’na bırakmak, tarifi zor bir hafiflik getiriyor. Kur’an, Allah’ın kendisine güvenip dayananları sevdiğini bildiriyor; sabah söylediğin cümle bu güvenin küçük bir tekrarı.
Bazı günler her şey sınav üstüne sınav gibi gelebilir. O gün de aynı cümleyi söyleyebilirsin. Seni yaratan, neye ihtiyacın olduğunu herkesten iyi biliyor.
Yarın sabah
Üçünü birden ezberlemek zorunda değilsin. Hangisi sana yakınsa onunla başla; tek bir cümle de başlangıçtır. Bir sabah unutursan, ertesi sabah aynı cümle yerinde duruyor.
Yarın sabah da perdenin aralığından ışık girecek, telefon komodinin üstünde bekleyecek. Elin ona uzanmadan önce söyleyebileceğin bir cümle var: razıyım.