Dönemin ilk günü, yoklama sırası. Hoca listeyi okurken bir isimde duraksıyor, gözlüğünün üstünden bakıyor, telaffuzu deniyor. Sıranın arkasında oturan öğrenci elini kaldırırken iki şeyin birden fark edildiğini biliyor: teninin rengi ve adındaki o yabancı hece. O an, daha bir kelime konuşmadan, iki ayrı kapıdan birden içeri girmiş oluyor.

Bu sahne dünyanın pek çok kampüsünde, biraz değişerek tekrarlanıyor. Birisi hem siyah hem Müslümansa, bazen okulda dini yüzünden, bazen kendi cemaatinin içinde teninin rengi yüzünden kenarda kalabiliyor. İki aidiyet, iki kapı — ve arada bir yerde duran genç.

Soru çoğu zaman şu: “Hangisi önce gelir?” Ama bir süre sonra bu soruyu soranlar yorulup başka bir şey keşfediyor. Belki de mesele “hangisi” değil.

Önce gelen ev

Amerika’da siyah Müslümanların hikayesi yeni değil. Çoğu kişinin sandığının aksine, bu topraklardaki İslam’ın en eski kökleri onlara uzanıyor — denizaşırı yollardan, asırlar öncesinden. Sonradan başka coğrafyalardan göçle gelen kardeşlerimizden çok önce buradaydılar. Yani siyah bir Müslüman genç, kendi ülkesinde İslam’ın “misafiri” değil; tam tersine, o evin ilk sakinlerinden birinin torunu.

Bu basit gerçek, kimlik sorusunu baştan değiştiriyor. Ait olmaya çalışmıyorsun; zaten ait olduğun bir yeri hatırlıyorsun. Fark, küçük gibi görünüyor ama omuzlardaki yükü değiştiriyor.

Yine de gündelik hayatta o yük hep orada. Sınıfta İslam denince akla gelen yüz çoğu zaman onun yüzü değil. Camide ya da derste, “buralı” sayılmamanın o ince soğukluğunu iki ayrı yerde birden hissedebiliyor. Mesele bunu inkâr etmek değil — görüp, taşımayı öğrenmek.

Kendi başarı tarifi

Eğitim üzerine çalışan araştırmacıların yıllar önce fark ettiği bir şey var: bu gençlerin bir kısmı, kendilerini dışarıda bırakan bir düzende başarmanın yolunu kendileri tarif ediyor. Notu önemsiyorlar, ama başarıyı yalnızca nota indirgemiyorlar.

Onların tarifinde başarı; adaletten, kendi insanına karşı sorumluluktan ve sağlam bir kimlikten geçiyor. “İyi öğrenci” demek, sadece sınavı geçen değil; nereden geldiğini bilen, kendinden sonrakine kapı açan öğrenci demek. Bu, dışarıdan dayatılan bir ölçüye boyun eğmek yerine kendi ölçüsünü kurmak.

Kulağa idealist gelebilir. Ama bunu yaşayan biri için son derece pratik bir şey: seni eksik gören bir bakışın tanımını kabul etmek zorunda değilsin. Kendi tanımını yapabilirsin. Bir genç bunu bir kez fark ettiğinde, omuzlarındaki o görünmez yük biraz hafifliyor.

Kendine ait bir alan açmak

Aynı araştırmalar bir başka şeyi daha gösteriyor: bu gençler çoğu zaman kendilerini olduğu gibi kabul eden alanlar arıyor. Dini değerlerini taşıyabilecekleri bir okul, kendilerini açıklamak zorunda kalmadıkları bir ortam, hatta bazen başka bir ülkede bir öğrenim fırsatı.

Burada altı çizilmesi gereken bir incelik var. Bu, “kaçmak” değil. Kendine nefes alabileceğin bir alan kurmak, mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmiyor — tam tersine, o mücadeleyi sürdürebilmek için sağlam bir zemin kazanmak demek. Köklerini güçlendirmeden dalların rüzgâra dayanması zor.

İnzivanın bile bir yeri var bu hikayede. Hz. Peygamber’in vahiyden önce Hira’da çekildiği o sessizlik, kalabalıktan kaçış değil; geri dönüp kalabalığa söyleyecek sözü olgunlaştırmaktı. Kendine alan açan genç de aslında bunu yapıyor: bir kenara çekilip kim olduğunu netleştiriyor, sonra daha sağlam bir sesle geri dönüyor.

”Hangisi” değil, “ikisiyle nereye”

İşin güzel tarafı şu: iki kimliği birden taşımak, bir süre sonra daralan bir yer olmaktan çıkıp genişleyen bir yere dönüşüyor. İki kelime yan yana durunca insan kendini kıstırılmış sanıyor önce; oysa o iki kelime aslında daha geniş bir ufuk açıyor.

Bu his sadece Amerika’daki kardeşlerimize özel değil. İki sıfatı, iki aidiyeti birden taşıyan herkes biraz tanıyor bunu. Bir yere tam ait olamama korkusu, “ya o ya bu” baskısı, sonra bir gün gelen o rahatlama: belki de seçmek zorunda değilim. Belki ikisi de benim ve ikisi birden beni ben yapıyor.

Dönemin ilk günündeki o öğrenci, yıl sonuna doğru soruyu artık başka türlü soruyor. “Hangisi önce gelir?” değil. Sorusu şu artık: “İkisiyle birden nereye gidebilirim?”

Cevabı tek başına bulmak zorunda da değil. Çünkü o ev, ilk günden beri onundu.


Kaynak: MuslimMatters, 14 Temmuz 2025