Geçen pazar Londra’nın kuzeyinde garip bir şey oldu. Kimse bir çağrı yapmadı, kimse afiş asmadı; ama akşama doğru on binlerce kişi stadın önünde buluştu. Sonra ikinci kez aynısı oldu. Bir takım şampiyon olmuştu ve bunu kutlamanın tek yolu, kalabalığın bir araya gelmesiydi.

Bir maçı, bir takımı bu kadar ciddiye almak dışarıdan bakana tuhaf gelebilir. Sonuçta doksan dakikalık bir oyun. Ama o stadın önünde toplananların çoğu için orada olan şey oyundan fazlasıydı. Sevincini paylaşacak birini arayan biri için tribün, evden daha çok ev gibi gelebiliyor.

Doksan dakika boyunca başka bir yerde

Genç bir taraftar düşünün. Hafta içi okul ya da ilk işin telaşı, hafta sonu ekrana yığılmış kötü haberler, içeride dönüp duran düşünceler. Sonra bir maç günü. Soğuk hava, tribünün gürültüsü, herkesin aynı anda nefesini tuttuğu o son dakikalar.

Londralı yazar Faduma Hassan bunu tam da böyle anlatıyor. Hayatının zor bir döneminde kendini soğuk bir aralık akşamı tribünde bulmuş — planlayarak değil, “kafasının içinden başka bir yere geçmek” istediği için. O maçta takımı son dakika golüyle kazanmış. Eve döndüğünde içindeki ağırlık yine yerindeymiş, ama o doksan dakika boyunca, kendi deyişiyle, “yeniden nefes alabildiği” bir yere gitmiş.

İşte tribünün yaptığı bu. En iyi haliyle futbol, insanı tutuyor; her yerin imkansız geldiği bir anda kendini bırakabileceği güvenli bir köşe açıyor. Bağırmanın serbest, ağlamanın ayıp olmadığı; kimsenin sana “iyi misin” diye sormak zorunda kalmadan yanında durduğu bir yer.

Aynı renkleri giymenin verdiği şey

Bir takımı tutmak, hiç tanımadığın insanlarla bir anda akraba olmak demek. Yanındaki adamın adını bilmezsin ama gol attığınızda sarılırsınız. Tribünde yaşın, mesleğin, nereden geldiğin önemini kaybeder; bir tek aynı tarafta olmanız kalır.

Faduma’nın anlattığı kutlama da bunu gösteriyor. Telefonunu kaydırdıkça görmüş: aynı takımın taraftarları Somali’den Vietnam’a, Addis Ababa’dan Tokyo’ya kadar sevinçten sokaklara dökülmüş. Bir kulüp, dünyanın dört bir yanında, hiç beklemeyeceğin köşelerde insanları aynı anda aynı duyguda buluşturuyor. Aidiyet böyle bir şey: ait olduğun şey seni hiç görmemiş binlerce insanla aynı kalp atışına bağlıyor.

Bu his, yalnızlığın panzehiri gibi çalışıyor. Modern hayat genç insanı çoğu zaman tek başına bırakıyor — ekranın karşısında, kendi odasında, kendi telaşında. Bir tribün ise tam tersini söylüyor: yalnız değilsin, bak, hepimiz buradayız.

Sevinç ile hüzün yan yana

Aynı kutlamanın içinde Faduma başka kareler de görmüş. Kimi taraftar, kaybettiği bir yakınının mezarına gidip oraya takımının atkısını, formasını bırakmış. Kimi, bu günü göremeyen birinin — bir babanın, bir arkadaşın, bir kardeşin — anısını anlatmış kameraya. Sevincin en yüksek olduğu yerde, geride kalanların boşluğu da en çok orada hissediliyor.

Faduma için de öyle. O da geçen yıl bir yakınını kaybetmiş; bu zaferi en çok onun için kutluyor. Ama hikayesinin kalbi kayıp değil, kaybın ardından hayata tutunma. Bir yastan çıkmanın yolu çoğu zaman kalabalığın içinden geçiyor — paylaşılan bir sevinç, taşınması zor bir yükü bir nebze hafifletebiliyor.

Bunda tanıdık bir şey var. Bizim geleneğimizde de zorluk hiçbir zaman tek başına yaşanmaz: bir komşu kapıyı çalar, bir akraba yanına oturur, bir cemaat omuz verir. İnsan, yükünü paylaşacak biri olduğunda taşıyabiliyor. Tribün de uzaktan bunu hatırlatıyor — herkesin aynı anda aynı şeyi hissettiği, kimsenin yalnız kalmadığı bir an.

Doksan dakikadan geriye kalan

Bir takımı tutmak, hayatın bütün sorularına cevap vermez. Maç biter, herkes evine döner, içeride dönen düşünceler yerli yerinde durmaya devam eder. Ama o doksan dakika boşa gitmiş sayılmaz.

Çünkü tribünde öğrenilen şey sahadan büyük: sevinç paylaşıldığında çoğalıyor, yük paylaşıldığında hafifliyor, yalnızlık ise ancak başkalarının yanında eriyor. Genç bir taraftar bunu bir maç günü öğreniyorsa, belki de en çok ihtiyacı olan dersi öğrenmiş oluyor.

Pazar günü bir milyon kişinin sokakları doldurması bekleniyordu. Faduma da onların arasında olacağını söylüyor. Gidecek, bağıracak, sevinecek — ve göremeyenleri de o sevincin içine katacak. “Onları geleceğe böyle taşıyoruz,” diyor.